türk evi

İsmail Erdoğan, İstanbul Tasarım Merkezi’nde Modern Sanat hakkında verdiği seminerde sanatla hayatın iç içe olduğunu, özellikle eski evlerde aşikar olduğunu söylüyor ve ekliyor; göz terbiyesi diye bir şey vardır ve güzellikle terbiye edilir. Ardından Antalyalı bir Türk evi ustasının hikayesini hatırlatıp sanat tarihçisi Cengiz Bektaş’ın Türk Evi kitabından, belki de son Türk evi ustasıyla yaptığı sohbeti anlatır:

“Nasıl gerçekleşirdi bu evin inşa süreci?”

-Bir iş veren bana ev yaptırmak istediğinde benim evime 1 çuval buğday gönderir. Eğer usta o bir çuval buğdayı işverene geri gönderirse işi kabul etmiyor, göndemezse işi kabul ediyor. İşi kabul ettiği andan itibaren işverenle ustanın aileler arasında gidip gelmeler başlıyor. Yani dost oluyorlar. Yemeğe gidiyolar, oturmaya gidiyolar… Evi yapacak olan usta ve ailesi işvereni ve ailesini tanıyor. Onları evlerinde, yerinde görüyor, ihtiyaçlarını yerinde tespit ediyor ve onların dünya görüşlerini, bir evden beklentilerini bizzat yaşayarak öğreniyor. Ve bu zaman içerisinde ilerleyen dönemde artık usta nasıl bir ev yapacağını görüyor. Zihninde beliriyor.

Burada işveren, müdahele etme hakkına sahip mi? Değil. Ancak şuna müdahele edebilir: örnekler var, daha önce yaşanmış, yapılmış. Cumbalı mı cumbasız mı, çatı örgüsü nasıl olacak bu tür ayrıntılara karışabilme ve onlar hakkında fikir sunabilme imkanı var sadece. Bunun üzerine Cengiz Bektaş bir soru soruyor:

Ya işveren sizden çirkin bir şey isterse?

Ustanın verdiği cevap inanılmaz, diyor ki isteyemez.

Nasıl isteyemez?

“Çirkin bir örnek gösteremez ki bizden çirkin bir şey istesin, çünkü baktığı her şey güzel!”

VIDEO

Bu kadar.

Güzelliği görmek, yansıtmak, karşılığında bizlere maddiyattan daha değerli kazanımlar da sunar. Güzel sanat, önce yapanı ve ona bakanları iyileştirir. Güzel şeylere bakan güzel düşünür, güzel davranır, güzel konuşur. Yansıya yansıya bir şekilde her yere ulaşır…