beğendirme arzusu

Çocukken “bak ne yaptım!” diye seslendiğimiz, sevdiğimiz kişiler tarafından takdir edilip onay almak için yaptıklarımızı gösterir, kendi varlığımızı farkederdik. Anlamsız da olsa yeni keşfettiğimiz fiziksel olaylar, üstüste bir şeyleri dengede tutmalar, tamamladığımız yapboz veya yazdığımız yazı, izlenip tepki aldıktan sonra tamamlanıyormuş. Estetik algımız gelişirken, başkalarına estetik haz verebilmeyi de keşfettik. Farkedilmenin de ötesinde beğeni ve takdir tadını da alınca her seferinde daha fazlasını hissetmek için üzerine emek vermemiz gereken bir şeyler olduğunu ileriki yaşlarımızda anlıyoruz. Sonra kendimizle yarış ve arayış başlıyor.

Ve edinilen ödüller, ayrıcalıklar, problemleri tecrübe ede ede o “ilk onay”ın peşinden sürüp giderken, kendimizi kanıtlamaya çalıştıklarımız her zaman sevdiklerimiz olmuyor.

Gerçekten iyi olduğundan eminsen, kendini olumlu duygular hissetmediğin birine kanıtlamaya çabalar mısın?

Evetse kanıtlamaya çalıştığımız alanda yeterince iyi olmadığımızdan olabilir.

Kendimizle yarış, gözümüze kestirdiğimiz ve kendimizi gördüğümüz standarda ulaşana kadar sürüp gidiyor. İstikrarlı şekilde ilerledikçe, sürece güvendiğimiz sürece, ikramlar kesilmeden.

Sosyal onay diye bir kavram var. Ayıp bir şey değil. Kişinin başkalarının kabulüne ve takdirine ihtiyaç duymasıdır. Bir kişinin kendini daha iyi hissetmesine, güvenini arttırmasına ve daha değerli hissetmesine neden olur, ki biz de sevdiğimiz kişiler tarafından takdir edilme arzusuyla hareket ederiz. Hemen herkesin çocukluğunda ilk kez hangi alanda beğeni ve onay aldıysa o alanı sevmesi ve o alanda gelişim yoluna gidiyor olması da bu yüzdendir.

Bir yerde de başkalarından gelen takdir ve alkışa artık doyuluyor, keza her gelen iyi ve kötü eleştiri de o kişinin dünyası ile alakalıydı. Bunu farkettikten sonra “Kimsenin onayına ihtiyaç duymuyorum” kibrine kapılmak da tehlikelidir.

Bağımsız sanatçıların üretimlerinden farklı olarak özellikle fotoğraf, grafik, reklam bağlamlarında sanat kullanımında işin içine bir çok dinamik katıldığında daha net farkediliyor ki sınırsız yaratım anlarından birinde tam da olması gereken imge, gece saat kaçta yapıldığı veya ne kadar geciktiği bile farketmeksizin olması gereken yerine mutlaka yerleşiyor, daha önceden biliniyorcasına.

“İşini yapmakta olan fırça bir ara, kişinin kendi başına yapamadığını ortaya çıkaracaktır”

Robert Motherwell

Çoğu kişi ne kadar iyi olup olmadığını, kendini kıyasladığı standarda ve çevreye göre belirler. Her zaman iyinin de iyisi olacaktır, samimiyetle kendimizin farkında olup geliştirdikçe bize sunulan fırsatlar da büyüyecek, değerlenecek ve o durumda da her zaman olduğu gibi ilham bizimle olacak.

Nihai beğendirmemiz gereken, ortaya çıkacak her ne iş ise onu en iyi şekilde yapmaya sorumlu olduğumuz kendimiz, ve her yaratım sürecinde başbaşa olduğumuz yaratıcı.

Bu tamamsa geri kalan sevdiklerimiz, eş ve dostlarımıza, aynı niyeti paylaştıklarımıza, yoldaşlarımıza, iş ortaklarımıza, tek amacı para olmayan müşterilerimize, bizlere öğreten insanlara aynı anda beğendirmenin yolu sevgiden geçiyor.

Bu işleri bize öğreten insanları, tek amacı para olmayan temiz kalpli insanları, aynı yolda ve aynı niyette olduklarımızı, eşimiz dostumuzu sevdiğimizden yapıyoruz. Yaratıcıyı ve kendimizi sevdiğimizden.