Dualite ve denge. İkilikler birbirlerini var eder ve tümü birlikte kusursuzca dengelidir.
Tüm bu ikiliklerin tam ortasında, denklemde bir de orta nokta var. Ortada biz varız.
Mesela yoga pratiğinde “hem öyle, hem de değil” paradoks fikri, meditasyon pratiği sırasında zihnin sakinleşmesine ve düşüncelerin durdurulmasına yardımcı olur. Zıtlıkları kabul ederken denge, farkındalık ve kabullenme kavramlarını vurgular. Kişi düşüncelerin varlığına farkındalık getirirken, onlara takılı kalmadan zihni sakinleştirir. Hem öyle hem de değil düşüncesi merkezde bizim olduğumuzu gösterir.
–
Dualitenin bir diğer alameti, ikisinden birini tutup söylerken birden diğer tarafta olduğumuzu farkederiz.
Mesela bir gömleğe “pahalı” demek onun aslında değersiz olduğunu mu söyler yoksa değerli olduğunu mu?
Değeri haketmeyen gömlek mi, sen mi?
Cevap hep kendimizdedir.
–
Yaygın bir vaaz stili olarak, -etkili olduğu düşüncesi nereden çıktıysa- bu şablona benzer cümleler umarım kullanılmaz:
“..(öğütler) şu, şu, şu yapılmalı, bunlara dikkat edilmeli… Ama biz ne yapıyoruz?! (en kötü şeyi). O şey zaten umurunda değil.”
Bunu stand-up yapanlar senaryolarında gösterinin bir parçası olarak sahnede sunabilir de bir başkasına ciddi ciddi bu tarz konuşmak -hele televizyonda, toplu bir kitleye hitap eden- kimseye hiç bir şekilde yakışmıyor. Olumsuzu olumlayarak ileteceği mesaja da, zihinlerimize de yazık ediyor.
Oysa muhattabı, bir konu üzerine yanlışları fazla olan bir topluluğa bile konuşuyorken, onların en iyi halinde olduğunu varsayarak, en iyi örneklerden bahsederse belki uyarı alanlar kendine ait parça bulamadıkları için istenilen noktaya getirilebilirler.
Kişi ve olaylar hakkında genelleme yapıp kalıplara sokmak akıllıca bir iş değil zaten, bir de birinin olumsuzluğu genele ithaf etmesi…
Denge böyle sağlanıyor olsa gerek. Benim gibi amansızca iyimser ve her zaman olumlu düşünen insanlar oldukça, onlar da olacak. Hatta bence onlar bizi böyle yaptı, biz de onları.
Kendi adıma, iyimser ve olumlu tutumdan ayrılmayıp, her zaman karşımdakini kendim gibi, hatta benden daha iyi görmek beni besledi ve hiç zararını görmedim.
–
Dualite… Tüm yaratıcı süreçlerin çarpanı da aynı zamanda. Bir problemin, kavramın, kişinin; kısacası her şeyin ne olduğu kadar, ne olmadığı irdelenerek de bir çok sırra erişilebilir.
Şu saçmalıklar da görülebilir: “Black lives matter”, yani türkçesi “Siyahların hayatı değerlidir” cümlesi demek ki siyahların hayatları değerli görülmediği gerçeğini daha da göz önüne sokar. Veya “kadınlar güçlüdür” benzeri sloganlar onların en güçsüz göründüğü durumlarda söylenmiştir. Hiç “erkekler özgürdür” veya “erkekler de güçlüdür” diye bir şey duymayız, çünkü erkeklerin gücünü veya özgürlüğünü pankartla belirtme ihtiyacı olmaz.
Neden hayallerimizi gerçekleştirebilmemiz için “hayalin gibi ol” derler? Çünkü öyle olmayı istemek, aslında öyle olmadığını gösterir.
Ayrımcılığa, kötülüklere maruz kalanlar, sesini duyurmaya çalışan azınlıklar biraz daha cool olabilirler.
–
Geçmiş ve gelecek bir dualite ise, “şimdi”, bizleriz. Tamamen kendi algımızca şimdinin kalemiyle gerçekliğimizi oluştururuz. Nihai amaç bir denge bulmak. Dengeyi bulmak için kendimizi tanımamız gerekir, tanımak için ise aksiyon almak.
Ne geçmiş, ne gelecek; pişmanlıklar veya kaygılar şimdi’de kaybolur.
Fikir üretim anları, tam da o anın etkisi ve atmosferiyle (sayesinde) gerçekleşir. Sürece, anın gücüne ve kendimize güveniriz.
Yaratıcı iş süreçlerinde karşılıklı güven ve iyi niyetler konusunda anlaşıldığında mümkün olan en kısa zamanda konu her ne ise en ciğer yakan, heyecanlandıran o fikrin ortaya çıkışı kaçınılmazdır.
Fakat bu fikirler sonrası aksiyon alınmazsa geçmiş olsun… Eh her duygu geçici, fikirlerin aynı duygusu kalır mı? Aksiyona geçilmemiş fikre dönüp bakıldığında aynı tadı vermeyecek olması bir yana, harekete geçilmeme sebeplerini daha derinlerde aramak gerekecek.
–
Mükemmelliyetçiliğin bizi etkileyip etkilemediğinin farkında olmalı. Her zaman iyinin iyisi, güzelin güzeli var. Ama en iyi iş, bitmiş iş.